Davranışcı kuram nedir ?

KuzeyAras

Global Mod
Global Mod
Özellikle kalıp yargılar insanların davranışlarının nasıl algılandığını etkileyebilir. sosyal psikoloji alanındaki araştırmalar, stereotiplerin bireylerin değerlendirilmesi, beklentiler ve kişilerarası etkileşimler üzerinde etkili olabileceğini uzun süredir inceliyor.

Burada davranışçı perspektifin sınırları da ortaya çıkıyor. Çünkü yalnızca “uyarıcı → davranış → sonuç” şeklinde basit bir zincir kurmak, güç ilişkilerini ve tarihsel bağlamı açıklamakta yetersiz kalabilir.

Sınıf Farkları Davranışları Nasıl Şekillendiriyor?

Sınıf konusu belki de davranışçı kuramın sosyal boyutunu anlamak açısından en somut örneklerden biri.

Ekonomik kaynakları geniş bir ailede yetişen çocuk, hata yaptığında bunun sonucunu telafi edecek imkanlara sahip olabilir. Özel ders, sosyal çevre, eğitim olanakları veya aile desteği başarısızlıkların etkisini azaltabilir. Buna karşılık ekonomik olarak güvencesiz bir ortamda yetişen çocuk için aynı hata çok daha ağır sonuçlar doğurabilir.

Bu durum davranışları etkiler.

Bir öğrenci risk almanın ödüllendirildiği bir eğitim ortamında “denemekten” çekinmeyebilir. Başka bir öğrenci ise başarısızlığın ekonomik veya ailevi sonuçları nedeniyle daha temkinli davranabilir. Sonrasında ikinci öğrencinin davranışı “motivasyonsuzluk” şeklinde yorumlanabilir. Oysa davranışın arkasında farklı bir öğrenme geçmişi bulunuyor olabilir.

Burada Pierre Bourdieu'nün kültürel sermaye ve habitus kavramları davranışçı açıklamayı tamamlayan önemli perspektifler sunar. İnsanların davranışları yalnızca anlık ödül ve cezalardan değil, içinde bulundukları sosyal dünyanın uzun vadeli etkilerinden de şekillenir.

Davranışçı Kuram Sosyal Eşitsizlikleri Açıklamak İçin Yeterli mi?

Bence en kritik tartışma burada başlıyor.

Davranışçı kuram bize insanların çevrelerinden etkilenerek belirli davranışları nasıl öğrenebileceğini güçlü biçimde açıklayabilir. Fakat sosyal eşitsizliğin kendisinin nasıl üretildiğini açıklamak için tek başına yeterli değildir.

Örneğin bir iş yerinde kadın çalışanların daha az yönetici pozisyonuna yükseldiğini düşünelim. Davranışçı bir analiz, çalışanların hangi davranışlarının ödüllendirildiğini ve yöneticilerin hangi davranışları tercih ettiğini inceleyebilir. Fakat “Neden bu iş yerinde liderlik erkeklikle özdeşleştiriliyor?” sorusu bizi toplumsal cinsiyet normlarına, kurum kültürüne ve tarihsel güç ilişkilerine götürür.

Benzer şekilde yoksul bir öğrencinin okul başarısının düşük olmasını yalnızca “çalışma davranışı yeterince pekiştirilmedi” diyerek açıklamak eksik kalabilir. Eğitim kaynaklarının eşitsizliği, okul kalitesi, aile gelir düzeyi ve sosyal sermaye gibi faktörler de dikkate alınmalıdır.

Bu yüzden davranışçı kuramı sosyal yapı analizleriyle birlikte okumak daha verimli görünüyor.

Kişisel Deneyim ile Bilimsel Kanıtı Birbirinden Ayırmak

Bu konuda kişisel deneyimlerin önemli olduğunu düşünüyorum; fakat kişisel deneyimi bilimsel kanıtla karıştırmamak gerekiyor. Benim veya herhangi bir kişinin çevresinde gözlemlediği birkaç olay, toplumun tamamı hakkında kesin bir sonuç çıkarmaya yetmez.

E-E-A-T açısından bakıldığında güvenilir kaynakların niteliği burada özellikle önem kazanıyor. American Psychological Association, psikoloji araştırmalarında bilimsel kanıtın, yöntemsel şeffaflığın ve araştırmaların bağlam içinde değerlendirilmesinin önemini vurgulayan temel kurumlardan biridir. Davranışçılık konusunda Skinner'ın edimsel koşullanma çalışmaları, toplumsal cinsiyet konusunda ise çağdaş toplumsal cinsiyet araştırmaları birlikte değerlendirildiğinde daha dengeli bir tablo ortaya çıkar.

Ben kişisel deneyimleri aktarırken “bu kesinlikle böyledir” demek yerine “bu deneyim bana şu soruyu düşündürüyor” yaklaşımını daha sağlıklı buluyorum. Çünkü aynı olay başka bir insan tarafından tamamen farklı yaşanabilir.

Asıl Soru: Davranışlarımız Ne Kadar Bize Ait?

Davranışçı kuramı toplumsal cinsiyet, ırk ve sınıf üzerinden düşündüğümüzde ortaya oldukça rahatsız edici ama değerli bir soru çıkıyor:

Bir davranışı gerçekten özgürce mi seçiyoruz, yoksa daha önce aldığımız sosyal tepkilerin etkisiyle mi sürdürüyoruz?

Elbette insan davranışını yalnızca çevresel pekiştirmelerle açıklamak mümkün değil. Biyolojik özellikler, bilişsel süreçler, kişisel değerler, ilişkiler ve kültürel bağlam da önemlidir.

Fakat davranışlarımızın sonuçlarının bizi şekillendirdiğini kabul etmek bile önemli bir farkındalık yaratabilir.

Bir çocuğa sürekli “sen yapamazsın” denildiğinde başarısızlık beklentisi öğrenilebilir. Bir kadın fikirleri sürekli görmezden gelindiğinde sessiz kalmayı öğrenebilir. Bir erkek yardım istediğinde küçümsendiğinde sorunlarını tek başına çözmeye çalışabilir. Ekonomik kaynaklardan mahrum bırakılan bir öğrenci risk almaktan kaçınabilir. Irksallaştırılmış bir grubun üyesi, belirli davranışlarının toplum tarafından nasıl yorumlanacağını önceden hesaba katabilir.

Bunların hiçbiri bireyin kaderini belirlemek zorunda değildir. Öğrenilmiş davranışlar değişebilir. Fakat değişim için önce davranışın ortaya çıktığı sosyal ortamı görmek gerekir.

Forum Tartışması İçin Sorular

- Sizce çocukluk döneminde kadınlara ve erkeklere verilen ödül ve cezalar yetişkinlik davranışlarını ne ölçüde etkiliyor?

- Aynı davranışın kadın ve erkek tarafından sergilendiğinde farklı değerlendirilmesine günlük yaşamda tanık oldunuz mu?

- Sınıfsal farklılıklar insanların risk alma, eğitim ve kariyer davranışlarını nasıl etkileyebilir?

- Irk veya etnik köken nedeniyle bir davranışın olduğundan farklı yorumlandığını düşünüyor musunuz?

- “Kişisel başarısızlık” olarak gördüğümüz bazı davranışların arkasında sosyal ve ekonomik koşullar bulunabilir mi?

- Erkeklerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğini azaltmak için bireysel olarak atabileceği en etkili somut adımlar sizce neler?

- Kadınların yaşadığı eşitsizlikleri anlamaya çalışırken bireysel farklılıkları ve farklı kadın deneyimlerini nasıl göz önünde bulundurabiliriz?

- Davranışçı kuram, sosyal eşitsizlikleri açıklamak için tek başına yeterli mi, yoksa sosyolojik ve bilişsel yaklaşımlarla birlikte mi ele alınmalı?

Davranışçı kuramın belki de en değerli tarafı, davranışlarımızı değişmez karakter özellikleri olarak görmek yerine öğrenilmiş ve dolayısıyla yeniden şekillendirilebilir süreçler olarak düşünmeye izin vermesidir. Fakat sosyal dünyayı hesaba katmadığımızda bu yaklaşım kolayca bireyi suçlayan bir bakışa dönüşebilir.

Bu nedenle asıl mesele yalnızca “İnsan neden böyle davranıyor?” sorusu değil. Bence bunun yanına mutlaka şu soruyu da eklemeliyiz:

“Bu davranışın ortaya çıkmasına neden olan çevre nasıl bir çevre ve bu çevre kimler için farklı çalışıyor?”

Belki de davranışlarımızı değiştirmek kadar, onları şekillendiren ödülleri, cezaları, normları ve eşitsizlikleri değiştirmek de gerekiyor.
 
Üst