Deveci armudu ismini nereden aldı ?

Damla

Yeni Üye
Deveci Armudu İsmini Nereden Aldı? Bir Meyvenin Ardındaki Emek, Sınıf, Toplumsal Cinsiyet ve Kimlik Hikâyesi

Bir armudun adı bize ne anlatır?

Pazardan alışveriş yaparken hiç düşündünüz mü, bazı meyvelerin neden yalnızca yetiştiği bölgenin adıyla, bazılarınınsa bir insanın soyadıyla anıldığını? Tezgâhta iri, sarı-yeşil renkli bir Deveci armudu gördüğümüzde çoğumuzun aklına tadı, fiyatı veya ne kadar sulu olduğu gelir. Oysa bu meyvenin adının ardında yalnızca tarımsal bir başarı değil, insan emeğinin nasıl hatırlandığına, ekonomik gücün nasıl oluştuğuna ve toplumun kimi görünür kılıp kimi arka planda bıraktığına ilişkin sorular da bulunur.

Deveci armudunun hikâyesini araştırırken beni düşündüren nokta şu: Bir meyvenin adı bir kişinin adını yaşatırken, o meyvenin yetişmesi için çalışan onlarca insanın adı neden çoğu zaman bilinmez? Üstelik tarım, kadınların, erkeklerin, ailelerin, mevsimlik işçilerin ve küçük üreticilerin farklı koşullarda emek verdiği bir alan. Dolayısıyla Deveci armudunun öyküsünü toplumsal cinsiyet, sınıf ve kimlik meselelerinden tamamen bağımsız düşünmek eksik kalacaktır.

Burada önemli bir ayrım yapalım: Meyvenin tarihsel kökenine ilişkin belgelenmiş bilgilerle toplumsal eşitsizlikler üzerine yürütülen yorumları birbirine karıştırmamak gerekir. Deveci armudunun adı konusunda tarihsel kaynaklara dayanabiliriz; ancak üretim sürecindeki herkesin yaşamını ve deneyimini yalnızca bu meyvenin öyküsünden hareketle bildiğimizi iddia edemeyiz.

1. Deveci armudu adını nereden aldı?

Türk Tarım ve Orman Bakanlığının Türk Tarım Orman Dergisi yayınında yer alan bilgilere göre Deveci armudu, meyvecilik alanında tanınan Lütfü Deveci'nin çalışmalarıyla özdeşleşmiştir. Lütfü Deveci, tarımsal bilgi ve deneyimini kullanarak geliştirdiği armut çeşidine kendi soyadını vermiştir. Ayrıca oğlunun doğum haberini aldığında bulduğu başka bir armut çeşidine oğlunun adını, Ali Deveci adını vermiştir. Bu ayrıntı, bitki çeşitlerine isim verilmesinin kişisel ve ailevi hikâyelerle de bağlantılı olabileceğini gösterir. Tarım Orman+1

Lütfü Deveci'nin tarımsal çalışmaları, farklı meyve çeşitlerini yetiştirmesi ve büyük meyveler elde etmesi, onun meyvecilik tarihinde tanınmasını sağlamıştır. Deveci armudu da zamanla Türkiye'de yaygınlaşan, iri yapısı ve depolamaya elverişliliğiyle bilinen bir armut çeşidi hâline gelmiştir. Çeşidin yetiştirilmesine ilişkin akademik araştırmalar, üretim performansını ve farklı anaçların ağaç gelişimi üzerindeki etkilerini incelemiştir. DergiPark+1

Kısacası, Deveci armudunun adı bir hayvan olan deveden değil, bu çeşidin geliştirilmesiyle tanınan Lütfü Deveci'nin soyadından gelir.

Burada bir ayrıntıyı da gözden kaçırmamak gerekir: Bir meyve çeşidinin tarihsel adı ile o çeşidin belirli bir bölgede yetiştirilen, coğrafi işaretle korunan biçimi aynı şey değildir. Örneğin Gürsu Deveci Armudu, Bursa'nın Gürsu ilçesiyle ilişkilendirilmiş ve 10 Eylül 2019 tarihinde menşe adı olarak tescil edilmiştir. Bu tescil, ürünün coğrafi kökenini ve belirlenmiş özelliklerini korumaya yönelik bir adımdır. Tarım Orman+1

Bu bilgiler bize ilk bakışta basit görünen bir adın arkasında tarımsal bilgi, kişisel girişim ve bölgesel üretim tarihinin bulunduğunu anlatıyor. Fakat asıl toplumsal soru şimdi başlıyor: Bir başarı hikâyesi anlatılırken kimin adı tarihe yazılır, kimin emeği yalnızca işin doğal bir parçası sayılır?

2. Bir kişinin adı neden hatırlanır da kolektif emek unutulur?

Lütfü Deveci'nin adının bir meyve çeşidiyle yaşaması, tek başına haksızlık veya eşitsizlik kanıtı değildir. Tarım tarihinde yeni çeşit geliştiren kişilerin adlarının ürünlere verilmesi, emeği tanımanın bir yolu olabilir. Buradaki asıl mesele, bir kişinin başarısını kabul ederken bu başarının arkasındaki toplumsal ve ekonomik koşulları da görebilmektir.

Bir meyve çeşidinin ortaya çıkması, yalnızca bir kişinin kararından ibaret değildir. Bitki materyalinin seçilmesi, aşılama, toprağın hazırlanması, sulama, budama, hastalıklarla mücadele, hasat, ayıklama, depolama ve pazarlama gibi birçok aşama bulunur. Bu süreçte yetiştiricinin bilgisi kadar işçilerin deneyimi, aile emeği, tarımsal altyapı ve ekonomik kaynaklar da önemlidir.

Burada iki farklı kavramı ayırabiliriz: Bireysel başarı ve kolektif üretim. Bir insanın yenilikçi katkısı gerçekten belirleyici olabilir. Ancak o katkının ekonomik değere dönüşmesi, çoğu zaman daha geniş bir insan topluluğunun çalışmasına bağlıdır.

Örneğin bir üretici, yeni bir armut çeşidini yetiştirmeyi başardığında ürünün adı o üreticinin soyadını taşıyabilir. Buna karşılık bahçede yıllarca çalışan, meyveleri toplayan, kasalara yerleştiren veya depoda kalite kontrolü yapan insanların isimleri ürünün üzerinde yer almayabilir. Bu durumun mutlaka kasıtlı bir dışlama sonucu ortaya çıktığını söyleyemeyiz. Ancak toplumun başarıyı anlatma biçiminin bireysel isimlere daha fazla yer verdiğini sorgulayabiliriz.

Bu mesele yalnızca tarımla sınırlı değil. Büyük bir restoranın adı çoğu zaman şefin adıyla anılırken mutfaktaki diğer çalışanlar daha az tanınır. Bir tekstil markasının kurucusu kamuoyunda bilinirken üretim bandındaki işçiler görünmez kalabilir. Tarımda da ürünün hikâyesi, üretimin bütün aşamalarından çok tanınmış bir kişinin hayatı üzerinden anlatılabilir.

Peki, bu anlatım biçimi değişebilir mi? Elbette bunun için kişisel isimleri silmek gerekmez. Bir ürünün hikâyesi, hem onu geliştiren kişiyi hem de üretimin sürdürülebilmesini sağlayan insanların emeğini görünür kılabilir.

3. Toplumsal cinsiyet: Tarımda kadın emeği neden daha az görünür?

Deveci armudunun öyküsünü toplumsal cinsiyet açısından incelerken doğrudan bu çeşidin üretiminde çalışan kadınların görevlerine ilişkin elimizde ayrıntılı veriler bulunmadığını belirtmek gerekir. Bununla birlikte, tarım ve gıda sistemleri üzerine yapılan uluslararası araştırmalar, kadınların üretime katılımıyla emeklerinin tanınması arasında önemli farklılıklar olabildiğini gösteriyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) The Status of Women in Agrifood Systems başlıklı raporu, kadınların tarımsal üretimden gıda işleme ve pazarlamaya kadar birçok alanda çalıştığını, ancak kaynaklara erişim ve ekonomik kazanç bakımından eşitsizliklerle karşılaşabildiğini ortaya koyuyor. Raporda küresel ölçekte tarımda ücretli çalışan kadınların erkeklerin kazandığı her bir dolar karşılığında ortalama 82 sent kazandığı belirtiliyor. Bu oran, bütün ülkelerde ve bütün işlerde aynı ücret farkının bulunduğu anlamına gelmez; küresel ölçekteki bir eşitsizliğe işaret eder. FAOHome+1

Bu bulgu, armut üretimi üzerinden önemli bir soruya kapı aralıyor: Bir ürünün ekonomik değeri yükselirken o ürünü yetiştiren kadınların gelirleri ve karar alma imkânları da aynı ölçüde yükseliyor mu?

Kırsal yaşamda kadınlar bazı aile işletmelerinde fide ve fidan bakımı, yabani ot temizliği, ürün toplama, ayıklama, gıda hazırlama ve satış gibi işlere katkı sunabilir. Ancak aile işletmesinde yapılan her iş ücretli istihdam olarak değerlendirilmez. Bir kadın bütün gün bahçede çalışsa bile kendisini yalnızca ev hanımı olarak tanımlayabilir veya ekonomik kazancın kontrolü başka bir aile üyesinde olabilir. Bu, her ailede aynı şekilde yaşanan bir durum değildir; fakat emeğin nasıl tanımlandığıyla ilgili önemli bir meseledir.

Üstelik çalışma günü bahçede bitmeyebilir. Eve dönüldüğünde yemek hazırlamak, çocuklarla ilgilenmek, yaşlı aile üyelerinin ihtiyaçlarını karşılamak ve ev işlerini yürütmek gerekebilir. Böylece ücretli ya da ücretsiz tarımsal emeğin yanına ikinci bir iş yükü eklenir.

FAO'nun ücretsiz bakım emeğine ilişkin değerlendirmelerinde, kadınların küresel ölçekte günde ortalama 4,2 saat, erkeklerin ise 1,9 saat ücretsiz ev ve bakım işi yaptığı belirtiliyor. Bu küresel ortalamalar Türkiye'deki her hanenin deneyimini açıklamaz; ancak bakım sorumluluklarının toplumsal cinsiyete göre eşitsiz dağılabildiğini gösterir. FAOHome+1

Bu yüzden bir kadın üreticinin hikâyesini yalnızca bahçedeki çalışma saatleriyle değerlendirmek yeterli değildir. Kendi adına kayıtlı toprağı var mı? Ürünün satışından elde edilen gelire erişebiliyor mu? Tarım danışmanlığına, krediye ve teknolojiye ulaşabiliyor mu? Çocuk bakımını üstlenecek bir destek sistemi var mı? Bu sorular, kadınların üretime katılmasının neden her zaman ekonomik bağımsızlık anlamına gelmediğini anlamamıza yardımcı olur.
 
Üst