Ekolojik koridor nedir ?

KuzeyAras

Global Mod
Global Mod
Yani ekolojik koridor kavramı aslında coğrafya, biyoloji, şehir planlama, ulaştırma, hukuk, ekonomi ve sosyal bilimlerin kesiştiği bir alan.

Türkiye açısından neden önemli?

Türkiye'nin coğrafi konumu bu konuyu özellikle önemli hâle getiriyor. Avrupa, Kafkasya, Anadolu ve Orta Doğu arasındaki ekolojik bağlantılar açısından Türkiye birçok tür için geçiş alanı niteliğinde.

Türkiye'de de ekolojik koridorların belirlenmesine yönelik kurumsal çalışmalar yürütülüyor. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan Biyolojik Çeşitlilik ve Genetik Kaynaklar politika belgesinde, 2020'de Hacettepe Üniversitesi ile Orta Anadolu-Orta Karadeniz coğrafi alanındaki korunan alanları bağlayan pilot çalışma yürütüldüğü; 2022'de ise Ege, Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgelerinde ekolojik koridorlara uygun alanların araştırılması projesinin başlatıldığı belirtiliyor. Çalışmalarda büyük memelilerin yaşam döngüleri kapsamındaki hareket güzergâhlarının da dikkate alınması öngörülüyor.

İstanbul'da Sazlıdere-Küçükçekmece hattı da kentsel ekolojik koridor açısından dikkat çekici bir örnek. 2023 tarihli akademik araştırmada bu tür alanların peyzaj sürekliliği, ekosistem işlevleri ve sosyal faydalar açısından önem taşıdığı; ancak peyzaj değişiminin doğal kaynak kayıplarına ve koridor niteliğinin zayıflamasına yol açabileceği belirtiliyor.

Çankırı üzerine yapılan başka bir araştırmada ise İstanbul-Samsun karayolunun peyzajı bölen önemli bir bariyer olduğu ve 2000-2018 arasında belirlenen potansiyel koridorlarda peyzaj direnci değerlerinin değiştiği ortaya kondu. Araştırmacılar, bu tür analizlerin ekolojik bağlantıların yeniden kurulması için gerekli önlemleri belirlemeye yardımcı olduğunu belirtiyor.

Ekolojik koridorların insanlara faydası ne?

Bazen konu anlatılırken yalnızca hayvanlardan bahsediliyor. Oysa ekolojik koridorların insan tarafı da oldukça önemli.

Sulak alanlar ve dere koridorları suyun hareketini düzenleyebilir. Bitki örtüsü erozyonu azaltabilir. Kent içindeki yeşil bağlantılar ısı adası etkisinin azaltılmasına katkı sağlayabilir. Doğal alanlar rekreasyon, yürüyüş ve doğayla temas açısından sosyal faydalar sağlayabilir.

IUCN'nin ekolojik bağlantı kılavuzunda bağlantılı ekosistemlerin yalnızca biyolojik çeşitliliği değil; su döngüsü, gıda güvenliği, tozlaşma, iklim dayanıklılığı ve diğer ekosistem işlevlerini de desteklediği vurgulanıyor.

Burada farklı insanların konuya farklı açılardan yaklaşması da doğal.

Bazı erkek kullanıcılar meseleye daha çok “Bu yatırım gerçekten işe yarıyor mu, kaç kazayı önlüyor, maliyeti ne, hangi türün popülasyonunu artırıyor?” gibi pratik ve sonuç odaklı sorularla yaklaşabilir. Bazı kadın kullanıcılar ise “Bu alanın çocukların doğayla ilişkisine, mahalle yaşamına, güvenli kamusal alanlara veya insanların hayvanlarla çatışmasını azaltmaya etkisi ne?” gibi sosyal ve duygusal sonuçları daha fazla öne çıkarabilir.

Bunları biyolojik cinsiyetlere ait değişmez özellikler olarak görmemek gerekir. Aynı kişinin bir gün ekonomik veriyi, başka bir gün sosyal etkileri önemsemesi gayet mümkündür. Asıl değer, iki bakış açısının birbirini tamamlamasında.

Çünkü yalnızca ekonomik veriye bakarsak doğanın toplumsal değerini küçümseyebiliriz; yalnızca duygusal etkiler üzerinden gidersek de hangi projenin gerçekten işe yaradığını ölçmekte zorlanabiliriz.

2030 hedefleri ekolojik koridorları neden daha önemli hâle getiriyor?

2022'de kabul edilen Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, bağlantılı ekosistemleri uluslararası biyolojik çeşitlilik politikasının merkezine daha güçlü biçimde yerleştirdi.

Çerçevenin 3. hedefi, 2030'a kadar karasal ve iç su alanlarının yanı sıra kıyı ve deniz alanlarının en az yüzde 30'unun etkili biçimde korunmasını ve yönetilmesini; bunu yaparken korunan alanların ekolojik olarak temsil edici ve iyi bağlantılı sistemler oluşturmasını öngörüyor. 2. hedef ise 2030'a kadar bozulmuş karasal, iç su, kıyı ve deniz ekosistemlerinin en az yüzde 30'unun restorasyon altında olmasını ve restorasyonun ekolojik bağlantıyı geliştirmesini hedefliyor.

Burada çok önemli bir ayrıntı var: “Yüzde 30 koruma” hedefini yalnızca haritada yüzde 30 alanı yeşile boyamak şeklinde anlamamak gerekiyor.

Eğer korunan alanlar birbirinden kopuksa, ekosistem bütünlüğü açısından hedefin gerçek etkisi sınırlı kalabilir. Bu yüzden bağlantı, koruma alanlarının niceliği kadar niteliğini de belirleyen bir unsur.

Bence asıl tartışılması gereken nokta: Koridor mu, beton mu?

Ekolojik koridor denildiğinde akla hemen büyük yaban hayatı köprüleri geliyor. Oysa her yerde milyonlarca liralık viyadük yapmak gerekmiyor.

Bazen bir dere yatağının betonlaşmasını önlemek bile bağlantıyı koruyabilir. Bazen yol kenarındaki doğal bitki örtüsünü korumak, bazen tarım arazileri arasında ağaçlık şeritler bırakmak, bazen de bir sulak alanı yapılaşmadan uzak tutmak çok daha etkili olabilir.

Yani ekolojik koridor politikasının en ucuz ve etkili yöntemi çoğu zaman sonradan onarmak yerine baştan parçalamamaktır.

Bir yol yapıldıktan sonra alt geçit inşa etmek mümkün. Fakat bazı durumlarda doğal bağlantıyı yol yapılmadan önce korumak hem ekolojik hem ekonomik açıdan daha akılcı olabilir.

Bu nedenle şehir planlama ile biyoloji arasındaki iletişim kritik. Bir şehir plancısı yalnızca nüfus ve ulaşım verilerine, bir biyolog yalnızca tür dağılımına, bir mühendis yalnızca altyapı maliyetine bakarsa eksik bir tablo ortaya çıkabilir. Başarılı koridor planlaması bu verilerin aynı haritada buluşmasını gerektiriyor.

Forum için birkaç soru: Sizce öncelik nerede olmalı?

Bence tartışmanın en ilginç kısmı burası.

Bir bölgede yeni otoyol yapılacaksa, güzergâhı değiştirmek mi daha mantıklı, yoksa sonradan yaban hayatı geçitleri yapmak mı?

Ekolojik koridor için kamu bütçesinden ciddi kaynak ayrılması sizce ekonomik bir yatırım olarak görülmeli mi?

Özel mülkiyette bulunan arazilerin ekolojik koridor açısından kritik olduğu tespit edilirse, arazi sahibinin hakları ile kamu yararı arasında nasıl bir denge kurulmalı?

Şehir içinde dere kenarlarının, boş arazilerin ve yeşil alanların “değersiz boşluklar” yerine ekolojik altyapının parçaları olarak değerlendirilmesi sizce şehir planlamasını nasıl değiştirir?

Bir de daha zor soru: Bir koridorun gerçekten başarılı olduğunu hangi ölçütle kabul etmeliyiz? Hayvan geçiş sayısı mı, trafik kazalarının azalması mı, tür çeşitliliği mi, genetik bağlantı mı, yoksa insanların yaşam kalitesindeki değişim mi?

Benim görüşüm, bunların hiçbirinin tek başına yeterli olmadığı yönünde. İyi bir ekolojik koridor; türlerin hareket edebildiği, popülasyonların bağlantısını koruduğu, ekosistem işlevlerini desteklediği ve insanlarla doğa arasındaki çatışmayı azaltabildiği ölçüde başarılıdır.

En önemlisi de koridoru sadece “hayvanların yolu” olarak görmemek. Aslında mesele daha büyük: Doğanın parçalanmış sistemini yeniden birbirine bağlamak.

Bir orman, bir sulak alan, bir dere, bir tarım peyzajı veya şehir içindeki yeşil alan tek başına değerli olabilir. Fakat bunların birbirleriyle kurduğu bağlantı, çoğu zaman tek tek alanların toplamından daha büyük bir ekolojik değer yaratır.

Belki de ekolojik koridor kavramının en basit özeti şu: Doğayı yalnızca korumak değil, doğanın birbirine ulaşabilmesini de korumak gerekiyor.

Kaynak olarak özellikle IUCN'nin Guidelines for Conserving Connectivity through Ecological Networks and Corridors çalışması, Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi'nin Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi, Türkiye'deki ilgili kamu belgeleri ve hakemli akademik çalışmalar dikkate alınmıştır.

Kaynakları metin içinde görünür kılÇelişen uzunluk koşullarını netleştir

Kaynakları metin içinde görünür kıl

Çelişen uzunluk koşullarını netleştir

Toplumsal cinsiyet bölümünü yeniden çerçevele
 
Üst